mnelam zehrapelin renklerkusagi hulyakanber sivist mgezer38 dualar55 aydanur42 harosa yusuftektas kitabooku 1964anne huzuriklimi sermest ruzun eserden ensarlar gul2007 bentsahra nurum74 ilkerpamukcu yardimelegi dnamucizesi canesma muratdincer1 cilemce 1984nilufer arzumhobii negricangorken yusufhilal beti EMKAD ahfa avsarkizi allahbirdir ozlemaslantas enisim ilkercelik1990 deejayonur duaufku dilaragibi bahargunesi ahsen50 fatosundunyasi islamneguzel bennur76 ahsennur zehra50 paylastikca97 hidayetsaati 93busra HAYALDUNYAM cisil2006 ResuleVuslat duadilencisi aisha88 BebekSagligi poisonivy zahide06 azadgulu kehkesani mihri FATIMA inciislam SEMA1 nasibim gul1973 elestu konyaningulu kimyager1067 adaynur ASFUR armine bedraka aylin2 ahirzaman yesimece ornekinsanlar neslihobi birdiyar aloneangel8 hayrunnisa97 muratdincerr Allame yasemin50 yolcugidiyor zahidem50 sonsuzlukkervani emel24 busu vanarvas feyzanur2000 bahardali demetinevi cennetufirdevs aisece sessizciglik1 rahmetderyasi intifada81 beyzadebeyza hakkdostu nurhane ortahisar hisari canbahar islambirligi rumeysa1980 biryudumhobi abuhayat dilaran kayserimutfagi sukayne sevilay50 blogekle vedAA 66djmurat66 gulsun35 selvamutfagi selvasandigi Beyzanur2005 kayauymaz ailehayati sennil27 byHaktan papatya68 pinklehobi benyaziyorum kimliksizgecem nur1335 djonurremix sufizm vezirhan gulcemresi samyelice asligonca alperapi nurnurani Dilefkar nuruaynim sorularlaislam amenna 1biletsizyolcu 74ariseverler74 guzelbirruyagordum kimliksizgecelerr sernar gizemlipiramito HAYATINGERCEGI hatice000 affeyleallahim cihadasevdali mzens Mansur vaktivisal sohbetsevenler beratgulsen Serinmavi mavikoridor diayka AYHANIM01 nzn1977 Ozdemir rindiseyda igra yesildomates corcianaz benyaziyorumsablon melissa2 nuraya serverh emanullah ByTalha eFteLya88 GOZYASLARIM66 papatyaninguncesi rapunzel gurbeteller NuRuN sadhezarnur 1incitanem kardelen43 bedish saadetimm simarigim somer kardelenimm33 zero1 bilimhaberleri sevimgil geceesintisi sirincollection karbeyaz50 asram ysmnclskn destebasi busracahersey nurettin1453tr dervis35 hukuksal resulevuslat2 azmavi vuslatagecis benimdunyam80 asu78 dantelsayfam sentsllo huzuncile 71319 populervideo Gulgibiyim dilekcetin1 asu42 myoopie gulkokulum gsligirl Elifcee Ebrar67 islaminyukselisi mahkumsercem byHaktan1 nehir88 dolunayayazi 61Kubra61 kbveasu ademy cesmidil eglencecafe NeslihanMine rehber71 egitimspormizah ruzgar567 tabiathazinesi dilnisin duaderyasi rufeydem hayattandamlalar kucukebru zeynep2555naz zerirem yakzan mehmetorhandurdu betul77 mukaddime halkinsecimi cansofi siiringozyaslari SanaGeleyim sehadetedavet sibelim69 infinity26 edebiyatkosku zehra1974 tezene sentsllo2 hasbihalim myvizyon erdemliler01 nurusemu77 karanfiller57 Kardelensiz adimsonbahar arsafa ersendadaslar tevratingercegi istanbulale sizintilar sevgipinari01 1001kopru iyibiryer zerreitoz AnnelerinMelekleri guden salat20 nurhayatlatatlar blogumblogum bilgihazinem nuriss03 kesintisizguckaynagi fiberoptikci BUYUKGUZEL farenjitnedir kutaysevgi mutlumutfak nurhobi0028 kolaykazancyollari webmasterkaynaklari canoya asudeebrar kevserekanmak elbecerisideniyelim rahmetdamlasi hazanistan marifetanne geldostagidelim fatih03 teknikpcdersleri cantendecan bayramsekeri doymadimsana ekolmany gulmeyengul nuray14ergun ruhsaldr ayhi fezzan Huzuralemim yasayanefsana abdullaheren Merhaba arkadaşlar lütfen mesaj yazarken adresinizide yazmayı unutmayın sizleri ziyaretim daha kolay olur sevgilerimle...
x"
GIRLY MYSPACE CURSORS!
Ey onsekiz bin alemin Sultanı!
Ey muhabbetullah deryasının menbaı! Evliyaullah'ın çerağı yüce insan... Sana binlerce salat ve selam olsun…
Hangi gönül var ki asırlardır sana meftun, sana tutsak, sana yangın, sana divane olmasın?.. Ey Nuru'l Envâr!.. Sen, Hak katından lütfedilensin bize. Ya Resulallah! Sana kurban olmayan bu canların ne kıymeti olabilirki? Uğruna feda olmayan bu varlığımızın ne değeri olabilir ki...
Sahabe-i Kiram (r.hum) Efendilerimiz seni o kadar çok seviyorlardı ki, Efendimiz; Senin olmadığın bir cenneti bile istemiyorlardı. "Kişi sevdiği ile beraberdir" müjdesini duyuncaya kadar yemeden içmeden kesilenler vardı. Ebu talib senin için şöyle demişti: "Öyle beyaz bir yüz ki, o yüzün suyu hürmetine bulutlardan yağmur istenir. Öyle bir kerem sahibi ki yetimler, O'nun eline bakar, dullar ve yoksullar O'na güvenir.
Ey merhamet ve rahmet şahikası, alemlerin solmayan gülü... Tarih, sana delice râm olanların, ruh hallerini anlatırken, o büyük kumandan Halid B. Velid'ten (ra) bahseder;
Sarığında Allah Resulünün (sav) mübarek saçından bir tel taşıyordu. Bir gün başından sarık kayıp, düşman saflarına yuvarlanınca ardından koşmaya başlamıştı.
Arkadaşlarının ikazına rağmen, kendi canını tehlikeye atacak bir fedakarlık gösterek "peygamberin hatırasına bir şey olacak diye korktum" demişti.
Biz de seni seviyoruz Ya Resulallah!.. Hakkı ile olmasa bile. Seni bize her şeyden daha sevimli kılan Rabbimize hamd ediyoruz.
Bize mübarek ve mukaddes kılındı, sana ait olan her şey... Senin nur cemalin ve sünnetin bize şirin kılındı.
Canımızdan aziz bildik Seni, tâ ki, imanımızın kemal bulsun.
Ey şefkatmeâb Efendimiz! Ümmetine çok düşkünsün biliyoruz. Doğumundan ölümüne kadar.
Ümmetinin hidayeti ve selameti için sabahlara kadar sacid olan sensin. Hasretiz cemaline, nurunla halleniriz ve başımızın tacıdır sen den bize kalan. Hasretinle biperva gönüller. O eşsiz pak-ı endamın, bizi böyle çepe çevre saran.
Ya Resulallah! İnsanlık alemi senin gibisini görmedi, görmeyecek. Tefekkür ufkumuzun sonsuzluğunda Sen; ve varlığın bidayetinde senin nurun. Anılınca adın ürperir kalpler, yaşarır gözler. Firakınla yanan şu biçare susamışlara bir nazar kıl!..
Ey insanlık aleminin hidayet kaynağı Efendimiz (sav); böyle serteser perişan ve şefaatine muhtaç bu mücrimlere merhamet eyle! Ne olur; muhtacız himmetine …
Fatiha'nın Yedi Kapısı... Bir Düşünce Eskizi…
Fatiha bir kapıdan girişin resmin oluşturuyor, devrediyor, hissettiriyor, yaş(at)ıyor... Dört M'li bir giriş söz konusu: Önce müsaade kapısından geçiliyor, "besmele". içeri girer girmez minnettarlık ifade ediliyor: "elhamdulillah". Bir kaç adım sonra, merhametin kucağında bulur kendini insan: "errahmanirrahim!" en sonunda, mesuliyetle yaşadığımız farkedilir; "din gününün mâliki."
1.bismillah: Kapının beri tarafındasın, evvelâ izin istemen gerek.. kapının ardında kim var? Kapının önündeki kim? İçeriye davet eden kim? İçeriye girecek kim? “besmele” bir müsaade isteme tavrıdır... Allah’ın adıyla, Rahman Rahîm O.... Kapıya dayanan, kapıyı çalan, önce kimliğini benimsetiyor kendine, kendini tanımlıyor, haddini biliyor.. “Ben bana ait değilim.” “Ben ben değilim!” tevazu’yu giyiniyor. Kendi adından vazgeçiyor. Başkası adına çalıyor kapıyı. Bir başkasının ismiyle, Allah’ın ismiyle eşikte duruyor.. kapıyı çalan, aciz ve fakir, kendi kendine yetmiyor; kendisi kendine ait değil... Kapı ise Allah’ın.. kapının önünde ve ardında O’nun hükmü geçiyor, O’nun mülkü uzanıyor.. Rahman ve Rahîm O: varlık kapısından içeri çağırdığına muhtaç değil; hatta kulun kendisine muhtaç olmasına bile muhtaç değil! kul kendine muhtaç olmasaydı, kapıya dayanmasaydı, kendisinde bir eksiklik, bir mutsuzluk, bir hoşnutsuzluk hali olmayacaktı. Kimse de hesap soramayacaktı... Hiç kimseye muhtaç olmayan Rahman’ın her şeye muhtaç olana açtığı kapıdır rahmet..
2.elhamdülillah: Herşeye muhtaç olanın hiç kimseye muhtaç olmayana söyleyeceği ancak teşekkürdür.. sonsuz bir minnettarlıktır duyacağı.. mahçuptur muhatap olmadıkları karşısında. Hiç ummadığı, hiç beklemediği, hiç hak etmediği iltifatlar görmektedir. Hamd O Allah’a dır ki o Rabbidir âlemlerin.. alemler sırf onu karşılamak için, sırf kendisini memnun etmek için terbiye edilmekte, çekip çevrilmektedir.. hiç yoktan var edilenin, kendisini hiç yokken var edene söyleyeceği tek şey, söylediği halde asla bitiremeyeceği, asla sonuna gelip doyamayacağı tek şey teşekkürdür.... Varedilen varlığının hiç bir cüzünü, hiçbir parçasını yanı sıra getirmiş değildir; yoktan varedilen yoktan var edene hiçbir sermaye katmış değilir, yok olanın, hiç ortada olmayanın yoktan var edene katkısı olmamıştır; yok olan ve yok olduğunun farkında olmayan, var edilme arzusunu bile dillendiremeyen kendisini yoktan var edene bir işaret olsun göndermiş değildir ki, O’na borcuna bir sınır koyalım....
3. errahmanirrahîm: Her şeye muhtaç olarak varlığa dahil olanın ilk gördüğü üzerindeki sebepsiz merhamettir.. hem kendisine acınmıştır; hiç yokken, yokluğunu bile farkedemediği unutulmuşluklardan çekip alınmıştır, hem de acıdıklarına acınmıştır; mutluluğunu bir anda yok edebilecek, huzurunu hemen dağıtabilecek kırılganlıkları olan nice sevdikleri de hesapsız ve sebepsiz mutlu edilmektedir. Hem merhamet görmektedir, hem merhamet göstermek istediklerine merhamet gösterilmektedir. Varlığın göğsünde çarpıp duran görünmez bir kalp gibidir rahmet... Rahmandır Allah; herkese her zaman şefkat etmektedir. Rahîmdir Allah, herkesin içinde her bir şeye özel olarak da şefkat etmektedir. Herkese birden şefkat etmesi, herkese ayrı ayrı şefkat etmesine engel değildir. Herkes O’nun rahmetine, bütün çiçeklerin hep birlikte güneşten beslenmesi gibi, hep birlikte muhatap olmaktadır; çünkü Rahmandır. Ama herkes, her bir çiçeğin güneşten kendine özel renkler devşirmesi gibi, kendini biricik eyleyen biçimler bürünmesi gibi, biricik ve bitanecik olarak rahmete muhatap olmaktadır; çünkü Rahîmdir.
4.mâlik-i yevmiddîn:Din günün sahibi o.. buradaki varlığın, başka ve ebedî bir varlığa yolculanman adınadır. “din günü” içindesin.. hesaba çekilebilir bir haldesin. Başına buyruk var değilsin. sorumluluk sahibisin... Bu varlık bir koza; sonsuzun kelebeklerine gebe.. adımın bir sırat üzerinde, ölçüleri sonsuza ayarlı, sonsuzca yansımaya ayarlı.. buradaki bir ayineye düşüyor her dem; yansıması sonsuzda; yüzün başka bir âlemin nazarına düşüyor... Burası burdan ibaret değil, sen buradasın ama burada kalmayacaksın. Buradasın, ama buraya razı olamazsın..
5.yalnız sana kulluk ederiz: Minnettarlığın en güzel ifadesi...
6.yalnız senden yardım dileriz: Merhametinin her şeye yettiğinin ifadesi.. başka kimsenin acımasına muhtaç değiliz.. sen yetersin bize, her birimize, hepimize..
7.sırat-ı müstakîme hidayet eyle bizi: Hesabımızı ancak böyle veririz.. üzerlerine gazab indirilmiş olanların kalarak değil. Sapmışların yoluna düşerek hiç değil..
Senai Demirci
* alıntı*
Evin orasına burasına dağılmış kirli çamaşırlardan... Bir omlet uğruna muharebe alanına çevrilmiş mutfak manzaralarından... Randevu yerine sanki Yemen’den geliyormuşçasına geç kalmalardan... Anahtardan dosyaya, tıraş losyonundan cep telefonuna kadar ne kaybedilse, sizi sorumlu tutan tavırlardan... Uzun lafın kısası, tertipten, düzenden nasibini almamış, dağınık, aklı bir karış havada kocanızdan yorulup, sıkılıp, usandıysanız... “Bir mucize formül bulsam da şunu şöyle bir yeniden yaratsam” diyenlerin imdadına yetişen bir kitap ABD’de piyasaya çıktı.
Tipik Şikâyetler
Kitabın yazarı, ABD’li gazeteci Amy Sutherland, ne bir ilişki uzmanı ne de evlilik danışmanı. Kendisinin, “Savsak kocanızı nasıl hayallerinizdeki ideal eşe dönüştürürsünüz?” tarzında, bir çeşit Güzin Abla haline geliş macerası hem komik hem ilginç. Amy’nin 12 yıllık evlilik geçmişlerine rağmen hâlâ âşık olduğu kocası Scott, pek çok hemcinsi gibi unutkan, dalgın, ihmalkâr, her yere geç kalmayı seven, kararsız ve değişken bir mizaca sahipti. Amy de kimi zaman homurdanarak, bağırıp azarlayarak kendince bir yol tutturdu. Ancak bütün bu serzenişleri işe yaramadı. Evlilik danışmanı da derdine çare olmadı.
Tam Umudunu Kesmişken
Meseleyi çözmekten umudunu kesen Amy’nin hayatı ve erkeklere bakış açısı, konuyla son derece alakasız bir proje sayesinde değişti. O dönemde egzotik hayvan eğitmenleri hakkında yazması gereken bir kitap vardı. Bu nedenle hayvanların yaşadıkları değişimi anlamak amacıyla Kaliforniya’ya gidip gelmeye başladı. Bu eğitimler sonucunda, sırtlanlar bir emirle tek ayakları üzerinde dönüşler yapıyor, pumalar tırnaklarını kestirmek için pençelerini uzatıyor, denizaslanları burunlarının ucunda top oynatıyor, babunlar kaykay kullanıyordu.
Amy uzun eğitim süreçlerini izlerken, kafasında sihirli bir ampul yandı. Yırtıcı, egzotik yaratıklar bütün bu imkânsız hareketleri, davranış biçimlerini yapabiliyorlarsa; bu tekniklerin, evdeki bambaşka bir tür üzerinde de olumlu sonuçlar verebileceğini düşündü. Acı ama gerçek... Bu farklı tür, inatçı ama sevimli kocası Scott’tan başkası değildi.
Film Teklifleri Aldı
Amy Sutherland, bu garip deneyini ve kendince elde ettiği başarıyı ilk olarak 2006’da, The New York Times gazetesinde kısa bir makale olarak yayımladı. Makalesi o yılın, elektronik postayla en çok gönderilen hikâyesi seçildi.
NBC’nin ünlü 'The Today Show’una konuk oldu. Hollywood’dan film teklifleri aldı, hatta bir tanesini kabul etti. Son olarak Şubat 2008’de 'Shamu Bana Hayat, Aşk ve Evlilik Hakkında Ne Öğretti? Hayvanlardan ve Eğitmenlerinden İnsanlar İçin Dersler’ adlı kitabı piyasaya çıktı.
Koca Eğitiminin Temel Kuralları
Olumlu davranışı takdir ettiğinizi belli edin. Kirli sepetine bir tek çorap bile atsa teşekkür edin.
Hoşunuza giden bir şey yaptığında bir öpücükle, sevdiği bir yemekle, vs. ödüllendirin.
Unutmayın! Tepkinin iyisi de kötüsü de davranışı körükler.
Hoşunuza gitmeyen tavırları sabırla görmezden gelin.
Sakın boşu boşuna dırdır etmeyin! İşe yaramaz.
Azarlamak, bağırmak sadece erkeğin sıkıcı huylarını müzminleştirmeye yarar.
Etrafa atılmış kirli çamaşır sadece kirli çamaşırdır. Kişisel olarak algılamayın!
Kocanızı sizden çok farklı, bambaşka bir tür gibi kabullenin. Böylece objektif olabilirsiniz.
Hatayı kendinizde de arayın. İşe yaramayan stratejileri değiştirin.
İlgisini başka yöne çekin. Örneğin, mutfakta dolaşmaması için salona cips ve içecek hazırlayın.
Ders 1: Yaklaştır
Amy’nin egzotik hayvan eğitmenlerinden öğrendiği temel ders, beğendiği davranışı ödüllendirmek, beğenmediğini ise görmezden gelmekti. Dırdır etmek, azarlamak söz konusu değildi.
Kaliforniya’dan Maine’deki sıcak ama dağınık yuvalarına döndüğünde, Amy, Scott’a tamamen farklı davranmaya başladı. Örneğin, Scott çamaşır sepetine kirli tişört mü attı, hemen teşekkür etti. İkinci kirli çamaşır için öpücükle ödüllendirdi.
Bu arada yatak odasının yerinde duran kirli yığınının üstünden, tek bir ters laf bile etmeden usulca geçip gitti. Zamanla fark etti ki Scott, Amy tarafından takdir edilmenin keyfini çıkarırken etraftaki kirli yığınları da küçülmeye başladı. Bu yöntemin adı 'yaklaştırma’ydı.
Ders 2: Sabret
Eğitmenin beğenmediği davranışlara en ufak bir tepki vermemesinin adı ise 'en az güçlendirici sendrom’. Zira pozitif ya da negatif herhangi bir tepki, davranışı körüklemekten başka bir işe yaramaz. Oysa hiçbir tepki verilmediğinde, o davranış biçimi zamanla yok oluyordu. İşte bu nedenle Amy kendini çok zor tutsa da hoşuna gitmeyen tavırlara kayıtsız kalmaya karar verdi.
Ders 3: İmkânsız Kıl
Uyguladığı üçüncü teknik 'uyuşmaz davranış’ kavramıydı. Bu yöntem, dikkati başka bir noktaya çekerek, istenmeyen davranışın yapılmasını engellemeye, mümkünse imkânsız kılmaya yönelikti. Amy bu tekniği kendisi yemek pişirirken Scott’ı mutfaktan uzak tutabilmek için kullandı. Ayağının altında dolaşmaması için salonun uzak bir köşesine bir çanak cips ve salsa sos koydu, parlak fikri tabii ki işe yaradı.
Ders 4: Kişisel Alma
Dördüncü kural ise hataları asla kişisel olarak ele almamaktı. Eskiden Scott’ın münasebetsiz tavırlarını hakaret gibi ya da değer görmediğinin işareti olarak algılayan Amy, buna da son verdi. Eğitmenlerin mottosunu benimsedi: 'Hata hiçbir zaman hayvanda değildir.’ Böylece kendi tepkilerini ve yanlışlarını da tahlil etmeyi öğrendi. Scott’ın kimi içgüdüsel tavırlarının köklü ve değişmez olduğunu kabullendi. Artık eskiye oranla, sivri uçları biraz daha yontulmuş bir kocası ve daha hoşnut olduğu bir evliliği vardı.
Üstelik bu durumu anlayan kocası, üzerinde böyle bir teknik uygulanmasından hiç gocunmadığı gibi, taktiği kapıp Amy üzerinde denemeye başlamıştı.
Ailem.com
*İslam kadını aşağılamadı, siz anneliği aşağıladınız!* ** *Tesadüf mü? Biri çıkıp İslam'ın kadını aşağıladığını iddia ediyor. Söz bir biçimde anneliğe geliyor. O da ne? İslam'ın kadını aşağıladığını iddia eden 'modern' bay veya bayanların aklının dibini kazıdığınızda, anneliği fena halde aşağıladığını görüyorsunuz. Ortak noktaları bu.* * * *Anneliği aşağılamanın teknikleri çok. Bunun başında dünyanın en şerefli işini yapan annelere "boş kadın" muamelesi yapmak geliyor. Onlara göre çalışıyor olmak için evden çıkmak lazım. Caddeyi görmek, caddeye görünmek lazım. Bir kadının "çalışıyor" sayılması için kamuya kendisini göstermesi şart. Sabah sekiz akşam dokuz (çünkü kadın ucuz işgücü) mesai yapması şart.* * * *Bunlar için de başka şeyler lazım: Modern görünürlüğün vacibatından olan şeyler. Her gün aynı kıyafetle, aynı saç rengiyle, aynı ayakkabıyla, aynı çantayla gidilmez ki işe! Yenilemek lazım, rengini uydurmak lazım. Saça uygun elbise, elbiseye uygun ayakkabı, ayakkabıya uygun çanta, çantaya uygun cüzdan, ona uygun cep telefonu lazım…*
*Modası geçenleri değiştirmek lazım. Bunun için de modayı takip etmek lazım. Özetle üretim-tüketim çarkında yağ, değirmeninde un olmak lazım.* * * *Bütün bunlar için çalışmak lazım. Çalışmadan bu masraflar nasıl kazanılacak? Daha iyi görünmek için daha çok kazanmak lazım. O da yetmiyorsa, daha daha çok kazanmak lazım. Daha çok kazanmak için harcamadan olmuyorsa, daha çok harcamak lazım. Görünmeden daha daha çok kazanılamıyorsa, daha çok görünmek lazım. Daha çok görünmek için daha çok dikkat çekmek lazımsa, onu yapmak lazım. Onu yapmak için herkesten çok harcama yapmak lazımsa, onu yapmak lazım. Herkesten çok harcamak için, herkesten çok kazanmak lazım.*
*Hangisi hangisine lazımdı? Kafam karıştı… * * * *Evden çıkıp mesai yapmayan kadının yaptığı "çalışmak" değildir. O tepeden bakılan, "Ev kadınıymış" yollu dudak bükülen bir "acizdir". Evinin kadını olmak modernlere göre dudak bükülecek bir iştir. İş kadını daha hoş geliyor. Hatta sokak kadını bile ötekinden hoş geliyor.* * * *Modernin gözünde o koca parası(!) yiyor. Patron parası mı? Amir fırçası mı? Onun bunun erkeklerinin ağız kokusu mu? Her işe gidiş gelişte yaşadığı tıkış tıkış otobüsler ve minibüslerdeki onur kırıcı durum mu? Onlar işin parçası ayol. Koca kârı yeme de, ne yersen ye! Koca fırçası yeme de, ister amir, ister ustabaşı, ister patron fırçası ye! Hatta sokak magandası ve çarşı maçosunun attığı laf bile ehven…* * * *Ev kadını, üüü! Bir kere özgür(!) değil ayol. Yarım saat işten erken ayrıldığı için amirinden duyduğu lafı kargalar yemese de kendisi özgür. İşyerinde uygulanan sıkı denetime rağmen özgür. "Yarın müsait misin"lere verdiği "Mesaide olacağım, işten yorgun dönüyorum"lara rağmen özgür. Ama ev kadını handiyse esir canım…*
*Ama o anne. Çocukları var. Yani dünyanın en değerli, en asil, en soylu, en görkemli işini yapıyor. Yani insan yetiştiriyor. Çocuk sokakta yetişmez ki? Çocuk evde yetişir.* * * *Olsun, o yine de "çalışmayan" kadındır. Annelik çalışmak sayılmıyor. Modernlere göre annelik işsizlik sayılıyor. Annelik angarya sayılıyor. Komedi de ne biliyor musunuz: Başkalarının doğurduğu çocuklara bakmak için kurulan sektörlerde çalışmak "iş", orada çalışanlar da "çalışıp üreten kadın" sayılıyor da, kendi doğurduğu çocuğa bakmak "iş" sayılmıyor. Modernler kazara anne olduklarında durum şu oluyor: baba işe, anne işe, çocuk kreşe, ev pansiyon, aile pansiyoner…* * * *Ondan sonra "bebek mi-köpek mi?" ikilemi geliyor: tıpkı Fransa'da, Almanya'da, Hollanda'da olduğu gibi. Köpek bebekten daha sevimli oluyor modern kadın için. Bir, vücudu deforme etmiyor... Öyle ya: tenperest modernliğin gerçeği bunlar, görmek lazım. * * * *Ama küçük bir sorun: Köpeğin ille de küçük olması lazım; kucağa alınıp sevilecek kadar küçük. Ne de olsa kadın o. Bir canlıyı kucağına alıp sevme güdüsü yaratılıştan verilmiş. Çaresi yok, sevecek. Peki, köpek yerine bebek sevse olmaz mı? Bu soruya Avrupa'nın bebek-köpek (yan yana iyi durmadığını biliyorum, ama anlayın) rakamlarını karşılaştırdığımızda, şu zımni cevabı alıyoruz: Yok, zinhar olmaz! (Almanya'da kayıtlı köpek sayısı nüfus ile neredeyse eşit). * * * *İyi de, köpek de en az bebek kadar masraflı. *
*Olsun! O kadar kusur kadı kızında da bulunur. *
*Kazara doğursa bile anneliği sevmemiş ve severek annelik yapmamış (Bunun yanında doğum yapamadığı halde harika annelik yapanlar da var). Annelik yapmadığı için duyguları gelişmemiş, ufku gelişmemiş, hayat tecrübesi gelişmemiş, bilgelik dersen sıfır. Ama olsun; onun köpeği ve bir de mesaili işi var. O kendini tüm annelere hava atma makamında görüyor.* * * *İşte buraya yazıyorum: Cenneti annelerin ayakları altına seren İslam kadını aşağılamadı. Fakat cenneti dünyada arayan tek dünyalı modernler gözümüzün içine baka baka anneliği aşağılıyorlar. Üstelik her birini bir ana doğurduğu halde. * * * *Ne kadar ayıp! Ne kadar küstah! Ne kadar saçma* !
Sami Hocaoğlu YENİ ŞAFAK
--